Yahudi soykırımı için one minute
Eklenme tarihi: 01.02.2010 09:32:11 | Kaynak: Star
Trajik bir tarihin sonucunda kurulan İsrail devleti, son elli yılda bir başka halka karşı sayısız katliamlar gerçekleştirdi ve bu halkı yaşadığı topraklardan sürgüne yolladı. Yahudi halkının soykırıma uğratılmasının hatırlandığı 27 Ocak 2010’da hem İsrail hem de Filistin halkının geleceği büyük belirsizlikler barındırıyor.
Orhan Miroğlu
Geride bıraktığımız yıl, bütün dünyada, anti-semitizmin yükseldiği bir yıl oldu.
Türkiye İsrail ilişkileri yeni bir safhaya girdi. Türkiye’de yaşayan Yahudi yurttaşlarımız, hiçbir dönemde olmadığı kadar, anti-semitizmle, ayrımcılıkla karşılaştıklarını söylediler. Öte yandan, İsrail, Obama yönetimiyle başlayan yeni dönemde, Ortadoğu’da ve Filistin sorununda hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını anlamakta zorlanıyor. Gücün uluslararası ilişkilerde bir araç olarak kullanılmasına son vermek ve sorunların diplomasi, diyalog ve müzakere yoluyla çözümü konusunda, ABD’nin benimsediği yeni politikadan İsrail’in çok hoşnut kaldığı söylenemez. Oysa bu o kadar önemli ki, henüz ortada barış için kayda değer bir şey olmamasına rağmen, Obama’ya ‘ihtimal dahilinde bir dünya barışı’ hatırına Nobel barış ödülü bile verildi.
Gerçek şu ki, İsrail’in politikasına yön verenler, dünyadaki değişimi anlamada bir hayli zorlanıyorlar. İsrail halkı her tarafı düşmanla çevrili bir coğrafyada yaşamanın getirdiği yıkıcı psikolojiyi derinden yaşamayı sürdürüyor. İsrailliler ‘barbarların ortasında kuşatılmış bir halk’ olduklarına inanıyorlar. Benny Moris gibi Yahudi entelektüeller, yirmi yıl içinde patlayacak bir nükleer savaşın her şeyin sonunu getireceğinden söz ediyor. Siyonist deneyin sonu imha olabilir diyen Morris’e göre Siyonizm, yani 1948’de Ortadoğu’da bir Yahudi devletinin kurulması, asla bir hata değildi.
İnsanlık suçları devam ediyor
Ne var ki, İsrail’in kurulmasının ardından geçen zaman içinde ne Filistinliler huzura kavuştu ne de İsrail halkı korkularından ve endişelerinden kurtulabildi. İsrail ve Filistin arasında kalıcı bir barışın inşası hala sağlanabilmiş değil. Yahudi soykırımını anmanın bu yıldönümünde; iki bin yıl boyunca sayısız soykırıma uğramış bir halkın devleti, ancak yüksek duvarlar inşa ederek kendisini ‘düşmanlarından’ koruyabileceğine inanıyor. Trajik bir tarihin sonucunda kurulan İsrail devleti, son elli yılda bir başka halka karşı sayısız katliamlar gerçekleştirdi ve bu halkı yaşadığı topraklardan sürgüne yolladı.
Kısacası, Yahudi halkın soykırıma uğratılmasının hatırlandığı 27 Ocak 2010’da hem İsrail hem de Filistin halkının geleceği büyük belirsizlikler barındırıyor. Her şeyden önce dönemsel ateşkeslere rağmen savaş sürüyor ve İsrail’in özellikle sivillere karşı gerçekleşen operasyonları, dünyada her zamankinden daha büyük tepkilerle ve protestolarla karşılaşıyor. İsrail devletini yönetenler yeni yerleşim alanları inşa etmeye devam ediyorlar. Bu barışın önündeki en büyük engellerden biri.
1 Kasım 2005’te BM, 60. oturumunda 27 Ocak gününü, Uluslararası Yahudi Soykırımını Anma Günü ilan ettiğinde, Türkiye İsrail’in hazırladığı tasarıyı destekleyen dört İslam ülkesinden biriydi.
Genel Kurul’da kabul edilen tasarıya göre, devletler, gelecek nesilleri soykırım konusunda bilgilendirmek için programlar düzenleyecek, insanlık tarihinin bu en büyük olayını, bir daha yaşanmaması için hafızalarda canlı tutmanın yollarını bulacaktı.
Soykırımı anmanın bu yıldönümünde, Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler gerilimli halini sürdürüyor.
One minut’le başlayan soğuk süreç, Avalon’un yol açtığı diplomatik skandalla daha farklı bir safhaya taşındı. Ama ne olursa olsun, Yahudi halkına karşı gerçekleşen soykırımı anma günü, ucuz diplomatik hesaplara ve çıkarlara feda edilmemeli, hükümet bu günün insanlık tarihinde taşıdığı önemin farkında olmalı ve BM’in kabul ettiği tasarıda öngörülen vazifeleri yerine getirmede tereddüt göstermemeliydi. Oysa bu önemli günde, dış ilişkiler bakanlığından yapılan birkaç satırlık resmi açıklama dışında hiçbir anma töreni, günün anlam ve önemini hatırlatacak bir program ve etkinlik söz konusu olmadı.
Soykırım suçu kime karşı ve kim tarafından işlenmiş olursa olsun, en büyük insanlık suçudur. Ve Yahudi halkı tarihte bir eşi daha olmayan bir soykırıma maruz kalmış, altı milyon evladını toplama kamplarında kaybetmiş bir halktır. Acısı ve yası büyüktür bu halkın.
‘Kitapları yakan insanları da yakar’
Hitler’in 1933 yılında iktidarı ele geçirmesinden yüzyıl kadar bir zaman önce, Alman Yahudisi şair Heine şunları yazmıştı: ‘Kitapları yakan er geç insanları da yakar.’
1933’te Naziler iktidarı ele geçirdiler, iki ay sonra meydanlarda kitapları yaktılar. 1935’te anti-semitizm ‘Nürenberg Yasaları’ adıyla yasalaştırıldı. 1938’de 191 sinegog ateşe verildi. 1940’da Auschwitz açıldı. 1941-42’de insanlar yakılmaya başlandı. 1944’te yakılan insanların sayısı milyonları bulacaktı.
Kamplarda hayatını kaybedenler hakkında tutulan raporlar, ölümden kaçış olmadığını gösteriyordu. Rekor ölüm oranı ise Auschwitz’deydi. Bir günde 24 bin ölü. Sovyetler Birliği’nde belirli dönemlerde toplama kamplarında ölüm oranı yüzde 30’u geçmezken -bu kabul edilemez bir orandı- Alman Lagerlerinde bu oran yüzde 98 olmuştu. (Bunlar da mı İnsan, Primo Levi, Can Yay.)
Hükümetin ne yazık ki, bu önemli günde herhangi bir programı olmadı, ama, Fransız Kültür Merkezi ve Fransız Anadolu Araştırmaları Merkezi, İtalyan Kültür Merkezi’nin de katılımıyla 27 Ocak’ta bir etkinlik düzenledi. Etkinlik, Cengiz Aktar, Naim Güleryüz ile yazar ve film yönetmeni Claude Lanzman’ı buluşturdu.
Lanzman’ın SHOAH adını taşıyan ve yaklaşık altı saat süren filmini Türkiye’de çok aramış ama bulamamıştım. Bir dostumun yurt dışından gönderdiği film, şimdi dört DVD halinde kitaplığımda duruyor. Simon de Beauvoir, vaktiyle yayınlanan bir yazısında film için şöyle demişti: ‘A great work... A sheer masterpiece... There is magic in this film’
SHOAH, 1985’te gösterildiğinde, eleştirmenler, SHOAH’ın toplama kampları hakkında yapılan en iyi film olduğunu yazdılar.
Hatırlayacaksınız, Türkiye’de de gösterilen Spilberg’in yönettiği Schindler’in Listesi adlı filmde, Alman Oscar Schindler’in Yahudileri kurtarma çabası anlatılıyordu. Oysa, Lanzman büyük çoğunluk kurtarılamamıştır diyordu Enis Batur’a verdiği bir söyleşide (Cogito, sayı:39, Avrupa’yı Düşünmek). “Kurtarılanlar gösterilince, insanlar tarihsel açıdan doğru yönlendirilmiyor. Binlerce kişinin gaz odalarında öldürülmesi kurgulanarak anlatılamaz, tanıklıklar filme alınabilir, oysa gaz odasında tanık yoktur” diyordu.
Bilen konuşmuyor bilmeyen sormuyor
SHOAH ise, Yahudi soykırımı hakkında oluşması istenen tarihsel bilincin; ancak kurtarılamayanları bilmek ve anlatmakla mümkün olabileceğini savunan bir film. Soykırımı anma günü vesilesiyle Fransız Kültür Merkezi’nde gerçekleşen etkinlikte, Primo Levi’nin unutulmaz eseri ‘Bunlar da mı İnsan’dan yola çıkarak, soykırım gerçekliği bir kez daha gözler önüne serildi.
Primo Levi Türkiye’de çok tanınan bir yazar ve bir bakıma da soykırım kurbanlarından biridir. Toplama kampları deneyini anlatan sayısız kitaba imza attı, ama yaşadığı travma onu hayatı boyunca hep huzursuz etti. Bu huzursuzluk intiharla noktalandı. Levi aslında ölümü sadece geç gerçekleşmiş bir soykırım kurbanıdır. Primo Levi’yi okuduğunuzda, onun yarattığı gerçekliğin bir parçası haline gelirsiniz. Çünkü evrensel bir değeri vardır bu gerçekliğin ve size hep bir şeyleri hatırlatır.
‘İnsanoğlunu mahvetmek onu yaratmak kadar güç’ diyordu Levi ve soykırımı mümkün kılan şeyi şu sözlerle anlatıyordu: ‘Hitler’in Almanya’sında özel bir tutum yaygındı. Bilen konuşmuyor, bilmeyen sormuyor ve soru sorana yanıt verilmiyordu. Bu yolla tipik Alman vatandaşı bilgisizliğini ele geçirip savunuyordu: Ağzını, gözlerini ve kulaklarını kapatarak kapısının önünde olanları bilmediği dolayısıyla suç ortağı olmadığı yanılsamasını kuruyordu kendine.
“Bilmek ve başkalarının bilmesini sağlamak, Nazizmden uzaklaşmanın bir biçimiydi (kaldı ki çok da tehlikeli değildi.); bir bütün olarak Alman halkının buna başvurmadığını düşünüyor ve bu bilinçli görmezlikten gelme tutumundan ötürü onu yüzde yüz suçlu buluyorum.”
Levi’nin bu sözleri yaşadığım ülkeyi hatırlatıyor bana, yaşadığım ülkeyi ve onun insanlarını, olup bitenlere rağmen, kulaklarını ve gözlerini gerçeğe kapatan ve ‘görmezlikten gelme tutumu’ içinde kalmayı inatla sürdüren insanlarını.
orhanmir@hotmail.com
Benzer Haberler
31 Ocak 2009 08:01 Sürmanşetinde 7 yıldır ilk doğru işini yaptı başlığı var.
"One minute Sayın Başbakan"Ankara- Atama bekleyen işsiz öğretmen adayı ve öğretmenler, MEB'in atama politikalarına tepkisini ortaya koymak için Bakanlık önünde toplandı. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in atanmayı bekleyen 200 bini aşkın öğretmen adayına dönük "vurdum duymaz tavrına dur demek" için düzenlenen mitinge, cok sayıda öğretmen ve öğretmen adayı katıldı
Cem Yılmaz'dan 'One minute' esprisiKomedyen Cem Yılmaz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta İngilizce olarak söylediği 'Bir dakika- One minute' çıkışını espris olarak kullandı 'ağır protokol'u kahkaya boğdu. Milliyet'in haberine göre; Erzincan'ın işgalden kurtuluşunun 91'inci yıldönümü nedeniyle 13 Şubat Spor Salonunda dün (Cuma) düzenlenen Zafer Gecesi, TRT 4 tarafından canlı olarak verildi
Cem Yılmaz'dan 'One minute' esprisiCem Yılmaz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta İngilizce olarak söylediği 'Bir dakika- One minute' çıkışını espri olarak kullandı, konukları kahkaya boğdu. Erzincan'ın işgalden kurtuluşunun 91'inci yıldönümü nedeniyle 13 Şubat Spor Salonunda dün (Cuma) düzenlenen Zafer Gecesi, TRT 4 tarafından canlı olarak verildi
Cem Yılmaz'dan 'One minute' esprisiErzincan'ın düşman işgalinden kurtuluşunun 91. yıldönümü nedeniyle düzenlenen ve ünlü sanatçıların sahne aldığı 'Zafer Gecesi' renkli görüntülere sahne oldu
Fotoğraf Galerileri
En Popüler Gündem Haberleri
Tarihte Bugün
