Porttakal Anasayfa
Şifremi Unuttum
Haberler Anasayfa » Kültür & Sanat » Katılmayalım, kazanırız. Kazanmayalım, kaybederiz!  
Kültür & Sanat

Katılmayalım, kazanırız. Kazanmayalım, kaybederiz!  

Eklenme tarihi: 07.02.2010 02:00:04 | Kaynak: Star
Katılmayalım, kazanırız. Kazanmayalım, kaybederiz!  

Yazar için ‘olmak ya da olmamak’ derecesinde önemli bir sorun, ödül almak ya da almamak! Thomas Bernhard hem ödülleri hem kendini sigaya çekiyor!

HAYDAR ERGÜLER / haydaree@yahoo.com 

İnsan bir ödüle katılırken gerekçesini, savunmasını da hazırlamalı. Bunu mutlaka önceden yapmalı, ne olur ne olmaz, bakarsın haberin olmadan seni de bir ‘ödülle onurlandırıvermişler!’ Bir de nereden bakarsanız bakın, sağdan, soldan, ortadan, edebiyattan, şiirden, Türkiye’den, dünyadan, ödül vermek ceza vermek, ödül almak da ceza almakla eşdeğer sayılıyor. Hele soldan geliyorsanız, reklam yazarlığı yapmanın yanında şiir ödülleri de kazanıyorsanız, kaybettiniz demektir. Hem de nasıl kaybetmek! Öyle birkaç yıl cezayla kurtulma intimaliniz yok demektir, ağırlaştırılmış hücre cezası mı olur, ömürboyu dışlanmak mı artık orası aldığınız ödüllerin sayısına ve biraz da kimin verdiğine bağlı olarak değişir.

Sağolsun Sezer Duru, 10 yıldır hemen her yıl bir Thomas Bernhard kitabıyla tanıştırıyor bizi, daha önceki çevirileri de katarsak, ben herhalde 15 kadar Bernhard kitabı okudum. Gençliğimden beri en çok okuduğum yazar oldu bir bakıma, herhalde terekesinden yeni yapıtları çıktıkça, Sezer Duru’nun da Bernhard sevgisiyle, her yıl yeni bir kitabını okuyacağız demektir. Duru’nun sözleriyle, Thomas Bernhard 20. yüzyıl  edebiyatına müthiş yenilik getirmiş bir yazar, bu yenilikse onun akıcı, müziksel üslubu. Strasbourg’da müzik tahsil etmiş ve kitaplarında da bu müziği uyguluyor. Bir de Avusturyalı bir yazar olarak, Avusturya başta olmak üzere tüm devletleri ve sistemleri eleştiriyor.

Küçük bir mücevher

Pek ihtimal vermem ya, eğer hala bir Bernhard kitabı okumadıysanız, Sezer Duru’nun  yetkin bir çeviriyle Almanca aslından Türkçeye kazandırdığı Ödüllerim (YKY, Ocak 2010) kitabıyla başlayabilirsiniz. Bernhard’ın terekesinden çıkan bu küçük ‘mücevher’ Almanya’da 2009’da basılmış ve hemen ardından da Türkçede okuyoruz. İnsan bir ‘ödül’ kazanmış gibi seviniyor buna. Yeni başlayanlar için Bernhard’tan bu kitabı önermemin nedeni, muhalif, sistem karşıtı bu büyük yazarın, sistemin kurumlarına, bunlara kültür-sanat kurumları da dahil, bunların başındakilere, bakanlara sivri diliyle eleştiri oklarını yöneltirken, aynı zamanda kendisine verilen çok sayıda ödülü de kabul etmesi ve bunu da güzel güzel hikaye etmesi. Bu ödülleri alırken de eleştiriyi dilden bırakmayan Bernhard  bazen kültür bakanını sinirlendirir, onun kapıları çarpıp salonu terketmesine neden olur, bazen de bakanın onu görmek istememesi yüzünden ödül töreni iptal edilir. Böylece yazarın muhalefeti, eleştirisi dilde kalmaz, aynı zamanda ‘ironik’ biçimde de olsa eyleme dönüşür. Düşünsenize kurumlara karşısınız, ödül kurumuna da karşısınız fakat her seferinde farklı gerekçelerle de olsa, elbette en mühim gerekçe para, ödülü alıyorsunuz, bunun sıkıntısını yaşıyorsunuz, durmadan kendinizle, ödülle hesaplaşıyorsunuz, hakikatli bir yazar olarak içtenlikle zaaflarınızı da paylaşıyorsunuz, törende yapmak üzere bir konuşma hazırlıyorsunuz, bu konuşmadaki felsefi devlet eleştirisi de yüce bakanı rahatsız ediyor. Eh bununla da bir bakıma kendinizi aklamış oluyorsunuz. Yani ‘müşteri velinimetimdir’ yaklaşımını kabul etmediğinizi de göstermiş oluyorsunuz. Ödül de gerçek değerini böylece bulmuş oluyor. Diyeceğim, Ödüllerim kitabından başlamakla bu ilginç yazarın ironisini, karamizahını, kendisi başta olmak üzere edebiyat dünyasından paranın dünyasına her şeyle nasıl dalga geçtiğini keşfedebilirsiniz.

Ödüllerim, Thomas Bernhard’ın yaşamından kesitler de içeriyor. Tanışmamış olanlar için söyleyelim, o da, yakınlarda, 91 yaşında kaybettiğimiz ‘görünmeyen’ dev yazar Salinger gibi, ‘görünmeyen’lerden ya da ‘az görünen’lerden biri. Kurt Hofmann’ın Thomas Bernhard’la Konuşmalar (Çev: Sezer Duru, YKY, Aralık 2000) kitabında da okuyacağınız üzre, kendisiyle söyleşi yapılmasına hemen hiç izin vermemiş bir yazar: “Kendisini ve işini, yaşamını ve yaşam koşullarını medyanın baskısından, kamuoyunun ele geçirmesinden” korumak için yapıyor bunu da. Sezer Duru’nun ‘Önnot’unda vurguladığı gibi, Bernhard düzyazılarında Montaigne’in bir cümlesini sık sık yineler: “Kendimi tanıtmaya çok istekliyim, hangi ölçüde olduğu umurumda değil, yeter ki gerçekten olabilsin.” Ne var ki bu medya düzeninde böyle olmadığını hepimiz biliyoruz, o yüzden yalnızca kendisi hakkında yazdıklarıyla yetiniriz. Bir de ORF muhabiri Kurt Hofmann’a anlattıklarıyla. Bunların dışında yaşamının ilginç kesitlerini bulabileceğimiz kitap yeni çıkan Ödüllerim. Kuşkusuz otobiyografik bir yapıt değil. Ama insan kurmacayla gerçek arasında gidip geliyor okurken, sanki biraz da ‘alacakaranlık’tan bir dizi öykü gibi: 80 yaşında, hala güzel, şık ve koruyucu meleği olan teyze, ki Bernhard tüm ödül törenlerine, başka şehirlere onunla gidiyor, böyle bir yan figür var, aslında kitabın ‘esas kız’ı da sayılır, güçlü bir karakter. Öteyandan 25 yıldır artık alamet-i farikası mı demek gerekir yoksa mütemmim cüzü mü, yazarın muhteşem ikili olarak giydiği kazak ve pantolon. Tabii en önemlisi de, okuru da merak ettirecek ölçüde bir ödül parası mevzuu var ki, zaten ödüllere katılmasının ya da kabul etmesinin temel amacı da o. Fena sayılmayacak miktarda ödüller, en az 5 bin mark, 10 bin mark aldığı da oluyor. Bu parayla da bazen ‘dört duvar’ın avansını veriyor, bazen de koltukları kırmızı kendisi beyaz bir İngiliz ‘dört teker’ satın alıyor. Boğazına kadar battığı borçlardan kurtuluyor.

Saydım 9 ödül almış, bunlar bir-ikisi dışında bizim bildiğimiz ödüller değil. Ödül kurumuna ideolojik, politik, poetik nedenlerle karşı olanlar bile, bu hem hüzünlü hem komik, aslında tuhaf demek gerekir, belki de ironik öyküleri okuduklarında, kuşkusuz ödüle daha çok karşı olacaklardır. Kitabın böyle keskinleştirici bir yanı var. O  törenlerde, davetlerde yaşadıklarını anlattığı zaman, ödüle karşı olma gerekçeleri de artacak, sebebleri de iyice güçlenecektir. Ne var ki öte yandan da böyle usta bir yazarın, üstelik ödülü sevmeyen bir yazarın, ödülü kabul etme gerekçelerini dile getirişi öyle samimi ki, ister istemez hak vereceklerdir.

Ödüllerim aslında ‘hüzünlü’ bir şey. Evet, ironisi, karamizahı, gerçekliği, şaşırtıcılığı, kurmaca boyutu, yazarın dilinin sivriliği, itirazları, zaaflarını açıkyüreklilikle sergilemesi ve insani olan hiçbir şeyin hiçbir insana yabancı gelmemesi biçiminde dile getirilebilecek ahlaki bir temeli de var elbette. İşte bütün bunlarla ve bazen bunlardan bazılarına rağmen, ‘hüzünlü’ bir öykü.

Ben de teselli buldum

Kitabın ilk bölümü ödüllere, ikinci bölümüyse ödül konuşmalarına ayrılmış, ki bu bölüm de konuşmaların niteliği ve temaları açısından çok ilgi çekici. Genellikle son anda hazırlanan, ama her seferinde yine ‘ironik’ bir biçimde ödülle hiç ilgisi olmayan, hangi toplumsal, felsefi ve insani soruna değineceği hususunda yazarı epey düşündüren konuşmalar. Bernhard’ın bir de jüri öyküsü var ki ödüllerin bazen nasıl verilmediğini çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Elias Canetti’nin Körleşme’sine verilmiyor ödül, birinin o anda aklına gelen tanınmamış bir yazara veriliyor.

Thomas Bernhard’ı okuyunca hayli şiir ödülü almış biri olarak teselli buldum, aslında bizdeki ödüllerde de biraz para verilseydi ya da ödül tutarı daha yüksek olsaydı daha çok teselli bulurdum, ama yine de çoğu ödülün sevdiğimiz şairler adına verilmesi de bu ödüllerin ceza niteliğini kaldırıyor ortadan.Yine de Bernhard’ın dediği gibi “tek yanıt artık onurlandırılmayı reddetmektir.” Ben de sekizinci şiir ödülümden sonra bunu diyebildim çok şükür. Tabii Thomas Bernhard’ın hesaplaşması daha acımasız: “Yirmi beş bin şilini reddetmeye niyetim yok diyordum, para düşkünüyüm, karaktersizim, ben bir domuzum.” Bunların ardından da “ödüllerin onurlandırma olmadığını, onurlandırmanın sapıklık olduğunu” söylüyor. Galiba ikinci ödülümü aldığımda pek fiyakalı bir aforizma uydurmuş, “Katılmayalım, kazanırız. Kazanmayalım, kaybederiz.” demiştim. Öyleyse o günden bugüne hayli kaybetmişim demektir!

 



Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorum yazabilmek için Porttakal üyesi olmanız gerekmektedir. Hemen üye olmak için tıklayınız.

Benzer Haberler

Dayanışma olmazsa kaybederiz

TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Gül, kriz ortamında herkesi dayanışmaya çağırdı. Gül ‘Böyle dönemlerde hiç kimsenin bencil davranmaya hakkı yok

 Başarısız olursak seçimi kaybederiz

.

Dünyayı kaybederiz!

Türkiye nefesini tuttu, 2010 Dünya Kupası yolunda kaderini bekleyecek maçlara kilitlendi. Futboldaki son ciddi şampiyona olan Euro 2008'de yarı final oynayarak büyük prim yapan Türk futbolu, gelecek sezon Güney Afrika Cumhuriyeti'nde düzenlenecek Dünya Kupası'nda da var olma telaşında

'HER MAÇI KAZANIRIZ SANDILAR!..'

Fenerbahçe Televizyonu'nda 'Teknik Analiz' programına katılan Alman çalıştırıcı, sezonun ilk yarısının genel anlamda takımı adına başarılı geçtiğini ifade etti. Sezon başında Fenerbahçe ile geç anlaştığını, geldiğinde kadronun hazır olduğunu anlatan Daum, şunları kaydetti: 'Bu şartlar altında iyi bir ilk yarı geçirdik

DAUM: İSTANBUL'DAKİ MAÇI KAZANIRIZ

LILLE - Fenerbahçe Teknik Direktörü Daum, İstanbul'daki maçta da bu istekle oynamaları halinde galip geleceklerine inandığını söyledi. Daum, 2-1 yenildikleri karşılaşmanın ardından yaptığı açıklamada, 'Bu maçta kaybetmemeyi hedefliyorduk, ikinci olarak da hedefimiz gol atmaktı, en azından ikinci hedefimize ulaştık' dedi

En Popüler Kültür & Sanat

FKM'de Eugène İonesco anılacak
FKM'de Eugène İonesco anılacak İstanbul- Fransız aktör Denis Podlaydès ve uluslararası üne sahip oyuncumuz Serra... 9 okunma
    Abonesi Olduğumuz Ajanslar
    Ajanslar