Kadına yönelik şiddete karşı hukuk kalkanı
Eklenme tarihi: 02.07.2009 11:45:45 | Kaynak: Cumhuriyet
Kadınların ailede veya toplumda şiddet görmesi, dövülmesi veya darp edilmesi, taciz ve tecavüze maruz bırakılması ve hatta öldürülmesi olarak kendini göstermektedir.
Bazı yasaların, töresel ve örfi kanunların doğurduğu sonuçları dikkate alması ve ceza indirimi sağlaması, geçmişte, oldukça yaralayıcı ve toplum vicdanında rahatsızlık uyandıran kararların çıkmasına sebebiyet vermiştir.
Toplumumuzu uzun süre meşgul eden töre cinayetleri ve kadının, kendisine tecavüz eden kimse ile evlendirilmesi bu konunun ilk akla gelen örnekleridir. Ancak fiziksel şiddet kadar ağırlıklı ve onun kadar yaralayıcı bir tür olarak manevi şiddetin de adı anılmalı bu konuda. Kadınların, aynı evde yaşadığı tüm diğer bireylerle aynı hak ve özgürlüklere sahip olduğu düşüncesinin, en başta kabul edilmesi gerekirken; tersine, kadını hiçe sayma, konuşurken dinlememe veya sözünü kesip konuşmasına izin vermeme, yaptığı veya söylediği hiçbir şeyin bir kıymetinin olmadığını hissettirme ve hatta dile getirme' Evdeki erkeklerin yaş, konum ve yetenekleri ne olursa olsun her zaman ve her yerde kadından önce geldiklerini dayatma, yaptığı her iş öncesinde babadan, ağabeyden vs. izin alma zorunluluğu getirme, bu bağlamda kişisel hiçbir hakkını bireysel özgürlüğü dolayımında kullanmasına izin vermeme' Ne giyeceğine, nasıl giyineceğine karışma veya başka deyişle istediği gibi giyinmesine imkân tanımama'
Geleneklerin etkisi
Buna benzer baskı nitelikli akla ilk gelen eylemleri ise yalnızca ailenin babası değil büyük/küçük erkek kardeş, dede, amca/dayı veya bunların oğulları gibi yakın akrabalar da gerçekleştirebilmektedir.Kadının üzerindeki bu ailevi baskı, sıklıkla toplumsal motifler olarak da karşımıza çıkabilmektedir. Nispeten küçük boyutlu ve sakinlerinin nispeten muhafazakâr bir profil arz ettiği mahallelerde, eskiden kalma bir kavramı hatırlarız: mahallemizin namusu! Kabul gördüğü toplumda, kavrayıcı/kuşatıcı bir niteliğe sahip olan bu kavram, kadının; komşuları tarafından da baskı/kontrol altında tutulmasına imkân tanımaktadır. Temel olarak bu baskılar, kadının kendisini gerçekleştirmesine engel teşkil etmekte, yetenek ve kabiliyetlerini tam olarak ortaya çıkarmasına imkân tanımamaktadır. Fakat 'daha önemli olarak- meselenin arka planında, kadına yönelik ailevi/toplumsal baskının nesilden nesile aktarımı ve toplumsal bellekte muhafaza edilmesinde yine başka bir kadının, çoğu zaman da o ailenin annesini/anneannesini görmekteyiz. Bu nokta da üzerinde dikkatle durmamız gereken bir nokta olarak öne çıkmaktadır. Yukarıdakilere ek olarak, sokakta yaşanan herhangi bir ağız kavgasında, erkeklerin hiç tanımadıkları kadınlara karşı bile fazlasıyla kaba olmaları da düşünülürse, toplumumuzda 've aslında erkekler nezdinde- kadının sahip olduğu yerin, muadillerine göre oldukça yetersiz olduğu teslim edilmelidir. Bu yönüyle sosyal ve bana kalırsa ahlaki bir eleştiriye tabi tutulması gereken bu konunun, hukuki yönü, hiç de azımsanmayacak bir öneme sahiptir ve bu konuda gerçekleştirilen etkinlikler, girişimler ve kaleme alınan makale ve kitaplar son dönemde dikkat çekici bir seviyeye ulaşmış görünmektedir.Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü girişimi olarak, 2006-2008 yılları arasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması konusunda bir proje yürütülmüş, bu konunun önemli bileşenlerinden kadına karşı aile içi şiddetin önlenmesi ile ilgili çalışmalar gerçekleştirilmiş ve konunun farklı açılardan ele alındığı workshoplara farklı meslek gruplarından çalışanlar katılmıştı. Kadının aile içinde şiddet görmesine yönelik hukuki sürecin her yönüyle dikkatle incelendiği, ilgililerin bilgilendirildiği ve sürece etkin biçimde katılımlarının sağlandığı bu çalışmaların, yazılı bir kaynağa dönüştüğü Kadına Yönelik Aile İçi Şiddete İlişkin Hukuksal Durum ve Uygulama Örnekleri kitabı, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yayımlandı. Hemen belirtelim ki, kitaba bu adresten ücretsiz ulaşmak mümkündür.
Sosyal çalışmalar
Kitabın yazarı hâkim Eray Karınca, aynı zamanda yukarıda sözü edilen workshopların katılımcısı olarak, konuyla yakından ilgili farklı meslek gruplarına meselenin hukuki açılımı hakkında detaylı bilgi vermiştir. Kaleme aldığı bu çalışma ile de kadına karşı şiddetin hukuk boyutunu enine boyuna incelemekte ve farklı açılardan ele aldığı konuyu, kanunların; kadının mağduriyetini gidermeye yönelik biçimde yorumlanması üzerinde temellendirmektedir. Zira bu konuda, mağdurun tek dayanağı olan Ailenin Korunmasına Dair 4320 Sayılı Yasa'nın, farklı ellerde farklı sonuçlar doğurması mümkündür. Tek bir örnek olarak yasa, evli çiftler arasında yaşanabilecek olası nizalara yönelik işletilebilir durumda iken ve bu noktayı vurgulayan aile hâkimleri varken, yazar; boşanmış veya evlilik bağı olmaksızın birlikte olan -yazar bunu yakın yaşam arkadaşlığı olarak nitelemektedir- çiftlerin de bu kapsamda ele alınabileceğini savunmaktadır. Kanun metninin bu yönde yorumu elbette mümkün görünmektedir ancak daha önemlisi bu tür bir yorumun, toplumsal dinamikler göz önüne alındığında zaruri olduğu anlaşılmaktadır. Zira boşandığı eşini, aralarında sözlülük veya nişanlılık bağı bulunan partnerini ve hatta uzun süredir birlikte olduğu yakın yaşam arkadaşını, sözle veya fiille taciz/rahatsız eden, döven, öldüren kimselerin haberlerine rastlamadığımız gün yok gibidir. Bu durumda şiddete maruz kalan kadının sığınacağı koruyucu/kuşatıcı bir kanun olarak 4320 fazlasıyla iş görebilir. Şiddeti uygulayanın uzaklaştırılması, silahı varsa el konulması ve verdiği zararı ödetmeye dönük cezalandırılması, yalnızca adalete değil hakkaniyet ölçüsüne de uygun görünmektedir -işaret edilmeli ki adalet çoğu zaman hakkaniyet ölçüsünün miyarı olmaktan uzaktır- bunun birinci sebebi kanun metninin yetersizliği iken diğeri hüküm makamının yorum farklılığıdır. Ancak elbette ki meselenin tartışma zemini ne bu değerlendirme yazısıdır ne de değerlendirmemizin konusu olan kitap çalışmasıdır. Ancak 4320 sayılı kanunun sözü edilen biçimde kapsamlı yorumu yapılmadığı hallerde, sorunun çözümü için farklı kanun metinleri devreye girmek zorunda kalacak ve tek bir örnek olarak müessir fiil yorumuyla ceza yasası marifetiyle mağduriyet giderilmek istenecektir ki kitapta, bu konuya ilişkin çok çarpıcı bir örnek de yer almaktadır. Anayasanın ve Medeni Kanunun bu konuda ne dediği ve ne tür bir kapsam öngördüğü incelenirken, kitapta farklı bölümler halinde ceza yasası da bu konudaki kapsamı ve değerlendirmesi bakımından ele alınmaktadır. Aile mahkemelerinin kuruluşu, amacı ve bu mahkemelerin kuruluşunu öngören kanunun incelendiği bölüm, bir bakıma 4320 sayılı kanunun neden zaruri ve önemli olduğunu da temellendirir niteliktedir. Boşanmışlık hali, nişanlılık/sözlülük ve hatta yakın yaşam arkadaşlığı durumlarında kanunun nasıl işletileceği ve ne kadar işe yarar olduğu konusu, bağımsız bir başlık altında incelenmektedir ve bir bakıma meselenin en önemli yönünü teşkil etmektedir. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve farklı uluslararası belgelerin niteliği ve iç hukuka etkisinin irdelendiği bölümlerin ardından kitabın sonuna eklenen mahkeme kararları ve örnek olay çalışması bölümü, ilginç uygulama örneklerini sıralamaktadır ve farklı mahkemelerce benzer olaylar için bağlanan birbirinden uzak hüküm örneklerinin değerlendirilmesine imkân tanımaktadır. Bu anlamda son olarak söylenebilir ki, hâkim Eray Karınca'nın bu nitelikli çalışması yakından incelenmeye değer bir çalışmadır ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'a yönelik yorum önerisi hukuk çevrelerinde ve genel olarak toplum nezdinde tartışılmaya değerdir.
Benzer Haberler
Bu sözlerin mağduruna da manevi tazminat verilmesine karar verdi. Ortaçağ Türk tarihi uzmanı olan Prof
'CHP'nin hukuk dışı bir eylemi yoktur'CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi , Anayasa Mahkemesinin CHP 'nin hesaplarıyla ilgili verdiği karara ilişkin olarak ''CHP 'nin hiçbir konuda yasa dışı, hukuk dışı bir eylemi, bir işlemi yoktur'' dedi. Selvi , Bilecik 'in Bozüyük ilçesinde, Organize Sanayi Bölgesi 'ndeki bir fabrikada CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 'ın helikopterle iniş yapmasını beklerken , gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı
İki hukuk skandalının nedeni CHPAlmanya , Fransa ve İsveç 'in CHP 'yi "CHP sosyal demokrat değil" diyerek uyarmaya hazırlandığı, Sosyalist Enternasyonel 'in 23. Kongresi öncesi Türkiye 'nin liberal solcuları arasında önemli bir isim olan Prof
CHP'den sert tepki: Hukuk katliamı yapıldıİlgili HaberlerCHP 'nin 'kayıp trilyon' davası Erbakan için emsal olacakKeskin, yaptığı yazılı açıklamada, CHP 'nin hesaplarını inceleyen Anayasa Mahkemesinin , 1998 yılı hesaplarıyla ilgili yaptığı yorum sonucunda, o tarihteki sorumlularla ilgili, savcılığa suç duyurusunda bulunmayı kararlaştırdığını kaydetti. ''Anayasa Mahkemesi kararında, sorumluların kim olduğu konusunda herhangi bir tespit olmadığını'' belirten Keskin, Anayasa Mahkemesinin CHP 'nin hesaplarıyla ilgili kararına ilişkin haber ve yorumlarda hukuk katliamı yapıldığını öne sürdü
Mahkeme kararı CHP'yi kızdırdı: Hukuk katliamı yapıldıAnayasa Mahkemesi , CHP 'nin 1998, 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ait mali denetimini geçtiğimiz günlerde tamamladı. Hesaplarda yaklaşık 1 milyon YTL 'lik usulsüzlük tespit edildi
CHP'li Ateş: Bu bir hukuk darbesiCHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş , bir yılı aşkın süren Ergenekon soruşturmasının henüz iddianamesinin bulunmadığına dikkati çekti ve Ankara 'yı sarsan gözaltılar için "hukuk darbesi" dedi. Ateş, beraberinde, CHP Genel Saymanı Mustafa Özyürek , CHP Ankara Milletvekilleri Nesrin Baytok , Zekeriya Akıncı ve MYK Üyesi Ali Kılıç 'la birlikte Cumhuriyet Gazetesi 'ne geçmiş olsun ziyaretinde bulundu
Fotoğraf Galerileri
En Popüler Kültür & Sanat
Tarihte Bugün
